SİNEMA POLİTİKTİR
"Sizler şu an batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapıyorsunuz ve bunun adına da sanat diyorsunuz."

Bugün bütün sinema salonlarında cafcaflı sponsorluklar eşliğinde on binlerce film oynatılıyor. Gişe hasılatlarınca bacakları tir tir titreyen yapımcılar; kamera açıları, oyuncu kadroları, prestijli yönetmenler ile boyanmış kocaman bir piyasayı sinema diye pazarlıyorlar. Artık kapısından bile geçilmeyen sinema salonlarında para kazanamayan kompradorlar dijital platformlara yönelmiş, “daha çok ne satar” diyerek piyasaya günde onlarca film gönderiyorlar. Bu sektöre sanat şemsiyesini de tutarak kendilerini yirmi birinci yüz yılın Dante’si olmaktan pek memnun, unutulmuş çağın kayıp filozofu olmaktan pekala hoşnut oluyorlar. Oysa biliyoruz ki sinema bu değildir!
Sinema, sanatın altıncı koludur ve günümüzdeki sanattaki yozlaşmadan etkilenmesi de gayet olağandır. Burjuva sınıf kimliğinin bozuk yapısı, üretici bir pozisyondan taklit eden bir pozisyona çevirdiği sanatsal üretimi kapitalizmin krizlerinin sertleşmesi ile beraber tıkanmasına yol açmıştır. Günümüzde emperyalist dünyanın da devrimci sanata uyguladığı sansür politikalarının aslında bu zihniyetin sarsıldığını ve yıkılmamasını istemelerinden kaynaklı olduğunu da pekala biliyoruz. Tarihsel bir perspektiften baktığımızda bu olaya, böyle dönemlerde devrimci sanat akımları ortaya çıkıp güçlendiğini ve köhne burjuva egemenliğini yıktığını görürüz. Günümüzdeki bu olaya bundan dolayı ilginç bakmamak, çözümün ışığında ilerlemek lazımdır. Bir zamanlar nasıl ki imparatordan gelecek üç akçeye “sanat yapan” insanlar varsa bugün de piyasadan kazanacağı üç kuruş için “sanat yapan” insanlar vardır. Halkların gerçek sesini yükseltenler nasıl ki o dönemlerde dağlardaysa bugün de onlar hapishane parmaklıklarının arkasındadır.
Burjuvanın sanat egemenliği unutulmaya mahkumdur! Bugün bizim sanat dediğimiz her şeyin yaratıcısı yalnızca devrimci sanattır. Aslında Paul Gauguin’in dediği gibi “sanat, ya taklittir ya devrimdir.” sözü bizlere tarih tarafından ispat edilmiştir.
Tarihin özneleri bizlerin ise bu dinamikler karşısında bir izleyici olması kabul edilebilen bir şey değildir. Sanat bir ifade diliyse, bizden çalınan ifade dilini geri alalım!
Demir Perde, burjuva sinemasını en ağır dille taşlamaktan gurur duyacağını bildirmek ister. Burjuva sinemasına karşı devrimci sinemayı anlatacak; çekilen her film, takip edilen her akıma devrimci sınıf kimliğimizle yaklaşacağız ve yalnızca sinema salonlarımızı değil, ifade dilimizi —yani bize bizden daha yakın olan kendimizi— işgal edenlere karşı direnecek, onlara karşı demirden bir perde olacağız ve onu geri alacağız!